DIKSON KÖYÜ DENEYLERİ

DIKSON KÖYÜ DENEYLERİ

Kozyrev Aynaları Nedir? Kozyrev'e göre zaman bir enerjidir ve içinde yaşanmışlıkları ve yaşanacakları barındırmaktadır. Diğer bir deyişle geçmiş, şimdi ve gelecek aynı yerdedir. Bu yazımda Dikson Köyü Deneylerinin bize anlattığı esrarengiz olayları bulacaksınız.

Kozyrev Aynaları Hakkında

“Kozyrev Aynaları”, zaman enerjisi denilen akışlar da dâhil olmak üzere biyolojik nesnelerden yayılan çeşitli radyasyon türlerini yansıtan ve odaklayan, içbükey alüminyum bölümlerden yapılmış spiral silindirik bir yapıdır.

Söz konusu silindirler 1992 yılında Rusya Tıp Bilimleri Akademisi Akademisyeni V.P.  Kaznacheev tarafından kullanıma sunuldu. Kaznacheev, N.A. Kozyrev'in araştırmasına dayanarak, aynalardan yansıyan varsayımsal "zaman enerjisi" akımlarının insanlar üzerindeki etkisini incelemek için kullanmak istiyordu. Bu noktada Nikolai Aleksandroviç Kozyrev’in ünlü eserlerinde kendi adını taşıyan ve aynaya benzer yapıların bulunmadığını belirtmekte fayda var.  Bununla birlikte, "mini alüminyum aynalara" sahip bir teleskopla yaptığı bazı astronomik deneylerin yanı sıra astro-fiziksel hipotezler, bu cihazların yaratılmasının teorik temelidir. Özellikle N.A. Kozyrev'in eserlerinde, zamanın özellikleri arasında yansıma olasılığından bahsedilmektedir:

"Zamanın hareketini bir aynayla yansıtma yeteneği, sadece laboratuvar süreçlerinin etkisini gözlemlememizi sağlamadı. Alüminyum kaplama sadece ışığı değil aynı zamanda zamanı da mükemmel bir şekilde yansıtır," diyen Nikolai Kozyrev, yalnızca biyolojik bağlantının özelliklerini değil, aynı zamanda insan ruhunun hala yeterince araştırılmamış bir takım fenomenleri olduğunu da açıklayarak bilginin zaman içinde iletilmesini önerdi. N.A. Kozyrev'in teorisine göre, ayna uzayının içinde "zamanın yoğunluğu" değişebilir, belki de bu, doğaüstü algının dozunu arttırmıştır.

1990'ların başında bu tür aynalar, özelikle, Bilimler Akademisi Sibirya Şubesi Klinik ve Deneysel Tıp Enstitüsü'nde Akademisyen V.P. Kaznacheev’in izniyle, duyu ötesi algılama deneylerinde kullanıldı.

Aynalar, zaman ve insan bilinci arasındaki etkileşimin mekanizması hala araştırılmaktadır; konuların geçmişin gerçek olaylarına mı taşındığını, yoksa bu olayların bir yansımasının mı (“kronomiraj”) günümüze bir şekilde (eski bir haber filmi gibi) aktarıldığını söylemek ne yazık ki hala mümkün değil…

Görünüşe göre içbükey aynalarda özel olan, temelde yeni fark ettiğimiz şey ne? Tıpkı düz olanlar gibi, görünen ve görünmeyen enerjileri, “ince” insan radyasyonlarını yansıtır ve güçlendirir. Ancak içbükey aynaların temel ve önemli bir özelliği vardır. Yansıyan ışınların uzayda kesiştiği yer, onların odak noktasıdır. Bilimsel bir deneyde bu etkiyle ilk karşılaşanlar arasında Floransalı akademisyenler de vardı. 1667'de, bir tür bilimsel araştırma raporu niteliğindeki hacimli bir kolektif çalışmada, görünüşte garip bir deneyi anlattılar: İki yüz kilogramlık bir buz bloğundan hatırı sayılır bir mesafeye içbükey bir ayna yerleştirdiler ve odağında havanın bulunduğu yeri keşfettiler. Sıcaklık gözle görülür şekilde azaldı. Böylelikle akademisyenler, tıpkı sıcak gibi soğuğun da radyasyonla yayıldığı sonucuna vardı.

Bugün, termodinamik yasalarına dayanarak, muhtemelen biraz farklı bir mekanizmadan bahsedeceğiz: aynanın odağına giren soğuk değil, sanki ondan "dışarı çekilip" dışarı fırlayan ısıdır. Başka bir deyişle, içbükey bir ayna yalnızca alıcı anten değil aynı zamanda verici anten özelliklerine de sahiptir. Bu etki radyo mühendisliğinde iyi bilinir: parabolik radara veya uydu televizyon antenleri en iyi örneklerdir.

Dikson Köyü Deneyleri

Şimdi geçmişe gidip yaşananları yaşayalım…

İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından iki süper güç birbiri arasında yeni bir savaş başlattı. Soğuk Savaş bunu hepiniz biliyorsunuz ancak savaş içinde savaş cephe içinde cephe açıldığını o yıllar kimse bilmiyordu. Şimdilerde iyice ifşa olmuş bu savaş, psişik savaştı.

Kozyrev’in teorileri ile sadece KGB değil CIA de ilgileniyordu. Psişik Savaş’ın temeli hassas duyulara sahip insanların eğitilmesine ve düşman hakkında durugörü yöntemiyle bilgi sahibi olmaya dayanır.

1990 yılının sonlarında (Aralık) Vlail Kaznacheev’in öğrencisi ve onun takipçisi olarak bir başka akademisyen Alexander Trofimov isimli iki bilim insanı KGB’nin el koyduğu Nikolai Alexander Kozyrev’in belgelerini, notlarnı, kitaplarını ve hatta tasarımlarını kullanarak psişik savaş dönemi deneylerini yeniden başlattılar.

İşte bu deneyler tarihe Dikson Köyü Deneyleri olarak geçti. Bu gün bile heyecan ve korku yaratan deneylerde insanların gördükleri şeyler endişe vericiydi. Asya kıtasının en kuzeyindeki noktalardan biri olan Dikson, deneyler içilmesinin en baş nedeni yapılacak olan deneylere tanı koyabilecek çok az kişinin olmasıdır.  Öte yandan bölgenin donmuş toprak tabakasının binlerce yıllık zaman enerjisini barındırdığı düşünülmüştür. Kozyrev’e göre donmuş suyun zamansal enerjiyi bünyesinde hapsetmesi mümkündür. Erime gerçekleşirse bu enerji de salıverilir ve böylece enerjinin tespiti daha kolaylaşır.

 

Dikson Deneyleri Başlıyor

Deneylerin başladığı gün üç doktor psikolojik araştırma odasına gelirler ve ortamdaki tuhaflığı hissederler. Yoğun bir duygusal enerjinin ortamı sardığını ve bunu neredeyse hissedebildiklerini söylerler. Bu ilk gün dehşet günü olarak notlara alınır.

Bir daire içinde üç nokta bulunan bir resmi aralarından biri Kozyrev aynalarının içine koymalarını söyler. Bu bir barış sembolüdür ve etkileşimde bulunduğu varsayılan güçlere bir barış mesajı niyeti taşımaktadır. Ancak işin ruhsal açıdan yükü çok ağırdır. Nedenini açıklayamadıkları bir iç sıkıntısı onları yavaşlatmaktadır. Aynaların içine girince işleri daha da zorlaşır. İçeride durmakta zorlanırlar çünkü yoğun bir korku duygusu pompalanır bedenlerine.

Proje çalışanlarından biri barış sembolü simgesini aynalara yapıştırmaya karar verir ancak elini uzatıp dokunduğunda bir titremeye tutulur. Onu izleyen bir başkası göğsünün korkudan sıkıştığını nefes alamaz hale geldiğini duyumsar. Daha fazla dayanamayıp odadan kaçmak zorunda kalırlar.

Bir sonraki kayıtta yaşanan tüm bu gerginliklerin nedeninin Kozyreve aynaları olduğunu, sebebinin de onlara yaklaştıkça hissettiklerinin yoğunlaşması olduğunu söylerler.  Aynalara yaklaştıkça ellerini titretecek, başlarını döndürecek, hatta kendilerini sarhoş gibi hissettirecek kadar güçlü bir etki altında kaldıklarını düşünmektedirler. Bunu düşünmelerine aynalardan uzaklaştıkları zaman rahatlamaları sebep olmaktadır.

Buldukları ve (Nicholas Roerich’in barış sembolüne benzer) üç noktalı kâğıdı aynanın merkezine koymaya çalışırlar bir sonraki denemede. Sonuç aynıdır. Korku hissi ve titreme nöbeti yine kâğıdı aynaların merkezine konmasına engel olur. Bu mücadele uzadıkça aynaların içinde siyah dumanlar belirmeye başlar. Kısa bir sürede bütün aynalar sanki bu kara bulutlarla kaplanmıştır.  Spiral aynaların merkezinden yayılan korku duygusu o kadar güçlüdür ki bilim adamları aynalara haç tutmak durumunda kalır. Bir saat bitmeden daha da yoğunlaşan korku ve dehşet onları odadan çıkmaya zorlar.

Deneklerden biri içeride bıraktığı sigara paketini almak için geri döndüğünde bir anda mor bir ışık parlaması meydana gelir. Işık bir ağacın köklerini çağrıştırmaktadır. Ya da yıldırımların damarlarını… Odadan çıksalar bile kara bir bulutun kendilerini takip ettiği hissinden kurtulamazlar.

Alexander Trofimov ve Dr Kaznacheev’in notlarına göre deneylerin yapıldığı oda dışında, tesisin güvenlik görevlisi içeride bu olaylar sürerken, havada hareket eden ışık toplarını gördüğünü söyler.  İki ay boyunca denk geldikleri bu uçan cisim fenomeni sonradan yedi defa daha kendisini tekrar eder.  Aynalara yaklaşamamalarının nedeni ise görünmez bir güç alanının varlığı olarak açıklanır ve bu yoğun korku havasının dağılması için deneylere birkaç günlüğüne ara verirler.

Deneylerin bir sonraki aşamasında spiral şeklinde Kozyrev aynaları saat yönünde 1.5 tur çevrilmesi planlanır. Bu aşamada denekler aynaların merkezine girip zihin egzersizlerine başlayacaklardır. Denek yerini aldıktan sonra görevliler aynayı saat yönünde bir buçuk tur döndürürler. Böylece daha da ilginç olaylar tetiklenmiş olur.

Doktor Trofimov yaşananları şu şekilde anlatmıştır.  “Denekler gözlerinin önünde ilginç sembollerin belirdiğini söylediler. Havada uçuşan neon lambaları andıran muhtelif şekiller…”  Bu semboller doktorların kitaplarında detaylı şekilde paylaşılmıştır. Deneyin özünde aynalara giren deneklerin birbirleriyle görüşmemesi esası vardı. Bu kural çerçevesinde denekler gördüklerini çizerek kâğıda dökmüşler ve her deneğin ortak sembolleri gördüğü ortaya çıkmıştır.

Bu sembollerin en önemlisi göz sembolüdür. Göz sembolü de tarih boyunca muhtelif amaçlarla kullanılmış bir semboldür. Karşılığı ise üçüncü gözdür. Üçüncü göz çeşitli din ve felsefi akımlarda ruhu temsil eder. Diğer önemli bir sembol ise daire içinde üç nokta sembolüdür. Bu sembol de barış sembolü olarak anılır.

Deneylerin ilk evresinde Nicholas Roerich’in barış sembolünü kullanmaktaki amaç deneylerin barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü olası görünmeyen taraflara göstermek içindi. Ancak bu sembolle içeri girildiğinde durum daha da kötüleşmiş hatta aynaların içinde kara dumanlar belirmişti.  Oysa Roerich, bu sembolü Hristiyanlığın kutsal üçlemesi olan Baba Oğul ve Kutsal Ruh’un birliğini temsil etmek üzere oluşturmuştur. Ancak bir durum var ki, Nicholas Roerich Uzak Doğu gezilerinde kadim Asya kültüründe bu sembolün Hristiyanlıktan çok uzun zaman önce de kullanıldığını görse de kadim Asya kültüründe bu çizimin ne anlama geldiğini tespit edememiştir.

1997 yılına geldiğimizde Dikson Köyü Deneylerinde görülen sembollerin tekrar etme sıklıklarına göre yeni bir sembol tablosu hazırlanır ve Rusya Dil Bilim Akademisi ile paylaşılır. Böylelikle tablodaki sembollerin %80 gibi bir oranda antik uygarlıklar tarafından da kullanıldığı ortaya çıkmıştır.

Trofimov’a göre bu sembolleri en fazla kullanan uygarlık Sümer uygarlığıdır ve inanılan o ki, ekip Kozyrev aynaları ile büyük bir metafizik bilgi ağına girmişlerdir.

Sümerlilerin bıraktığı tabletlerden ve diğer kalıntılarından insanlığın çıkardığı en önemli sonuç, Sümer uygarlığının öğrendikleri her şeyin Tanrılarından gelme olduğudur.

1991 yılının başlarında deneylerin üçüncü evresinde denekler Kozyrev Aynalarının içinde durmaya karşı direnç geliştirmişler ve daha uzun sürelerle spiral aynaların içinde bulunmaya başlamışlardır.

Bir deneğin cümleleri;

“Kozyrev Aynasının içindeyim. İlk başta hiçbir şey hissetmedim. Ancak birkaç dakika sonra ışıksal bir beyazlığın içinde bir insan figürü gördüm. Otuz saniyelik bir süreden sonra her şey bitti.”

Bir başka deneğin anlattıklarından alıntı;

“Kozyrev Alanında kendimi ölü gibi hissediyordum. Gözlerimi kapattığım anda yukarıda uçan bir cisim gördüm, sonrasında her şey karardı. Bir süre sonra yeniden aydınlandı. Daha önce hiç bulunmadığım odada kendime geldim. Orada biri vardı ama yüzü görünmüyordu. Yavaş bir şekilde konuşmaya başladı ve şöyle dedi; ‘Gezegeniniz büyük bir tehlike altında, acı çekiyor, yakında bir felaket olabilir.’ Ona ne zaman diye sordum ama bana cevap vermedi. Ayna içinde kalışım uzadıkça başka bir görüntü geldi gözümün önüne. Kendimin beş yaşındaki halini görüyordum. Yaklaşıp tam kendime dokunacakken buz gibi bir hisse kapıldım ve uyandım.”

Bir başka gün yine bir deneğin anlattıkları şöyle;

“Kozyrev Aynalarının oluşturduğu alana girince sanki görünmez dalgaların başıma, kulaklarıma vurduğunu hissettim. Bir ara ayaklarımı hissedemez oldum. Ardından beyaz elbiseli uzun bir adam yavaşça bana yaklaştı. Aynı anda odada (Kozyrev aynası içinde) birisinin nefes alıp verdiğini duydum. Sonra odada tek olduğumu anlayınca rahatladım.”

Deneklerin büyük çoğunluğu UFO ve bir izleyicin varlığı olgusunu görmüş ya da hissetmişti. İzleyici varlığı insanımsı görünen ancak yüzü olmayan bir siluet olarak tanımlamışlardı. Bu siluet deneklerin üzerinde çok kudretli bir varlık olduğu imajını bırakmıştı. Doktorların yayınladığı istatistiklerde bir diğer önemli sonuç, Kozyrev Aynaları’nın içinde geçirdikleri süre arttıkça, özellikle gönüllü olarak kalmayı istedikçe en fazla rastlanan görüntülerin Roma dönemine denk gelen zamanlara ait olduğuydu.

KGB’nin ise daha başka bir hedefi vardır ve bu deneyleri uzaduyum amaçlı kullanmak üzere makinenin aynısını 2000 km güney doğuya doğru, Novosibirsk kentindeki tesislerde de kurulmasına karar verir. Dikson Köyündeki deneklerden daha önce tespit edilmiş şekilleri akıllarından canlandırmaları, zihinlerindeki imajı Novosibirsk’teki alıcı deneklere aktarması istenir. Başlangıç seviyesinde deneyin başarı oranı %10 civarındadır.  Ancak atmosferdeki güneş fırtınalarına bağlı elektromanyetik alanların hareketliliği artınca başarı oranları da bir anda %50’lere kadar çıkar.

Nikolai Kozyrev’in teorilerinde belirttiği gibi güneş patlamalarının büyük burulmalar oluşturduğunu ve bu burulmaların yarattığı manyetik alanların hem insan bedeni üzerinde hem de dünyanın doğal döngüleri üzerinde etkileri olduğunu iddia etmiştir.

Deney daha da ileri taşınmış ve 12 ülkede 5000 kişinin katıldığı yeni bir deney tasarlanmıştır. Bu defa deneklerden istenen tüm zihin güçleriyle baktıkları şekillerin ne olduğu bilgisini manyetosfere gönderdiklerini hayal etmeleri istenmiştir. Diğer bir deyişle insan zihninin atmosferik katmanlarla ilişki kurması istenmiştir. Manyetosferde hareketlilik arttıkça zihinsel iletişim %95’e varan oranlara çıkmıştır.

Tabii ki Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatının bir kenarda oturup beklediğini düşünmek biraz saflık olur. CIA deneyleri gizliden gizliye takip etmektedir ve son aşamada elde edilen başarı onları da şaşkına çevirmiştir. Bunun üzerine düzenledikleri raporda özellikle Şamanik geçmişi olan ailelerin küçük kız çocuklarının duyu dışı algılamalarına fazlasıyla meyilli oldukları belirtilmiştir.

Raporda bu ifadenin belirtilmesine neden olan şey son denemedeki 5000 deneğin içindeki çocukların kendilerine iletilen şekilleri kendince çizimlerinde büyük başarı elde etmeleridir.

Bütün bu deneylerin olduğu sırada Dikson Köyünde o güne kadar görülmeyen fenomenler meydana gelmiştir. Çeşitli UFO fenomenlerinin yanı sıra Aurora çizgilerinin yoğunlaşarak deneyin yapıldığı binanın çevresine inmeleri de hiç rastlamadıkları olaylardandı.

Deneyler bittikten sonra bu defa deneklerde bir takım değişiklikler meydana gelmeye başlamıştır. Örneğin deneklerinin birçoğunun duyu dışı algılama yeteneklerinde artışlar görülmüştür. Bazıları yıllardır çektiği rahatsızlıkların yok olduğunu ifade etmiştir.

Vilail P. Kaznacheev konu hakkında basına verdiği bir demeçte şunları söylemiştir.

“Aynaların sırrını hala tam olarak çözebilmiş değiliz. Sadece bilinmeyene açılan bir kapı değil aynı zamanda başka insanların zihinlerine açılan kapı olabiliyor. Bu da habersiz kişiler için büyük bir tehlike oluşturuyor. Yapılan deneyler bize sadece fiziksel evrende yalnız olmadığımızı değil, aynı zamanda metafizik evrende de birilerinin olduğunu gösterdi.”

 

Levent Aslan

Kaynak: Unlocking Time: The Secrets of the North Pole's Time Mirrors (toolify.ai)

Levent ASLAN

Levent ASLAN

Yazar

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

FİZİKTE YENİ BİR KUVVET Mİ DOĞUYOR? BİLİMSEL

FİZİKTE YENİ BİR KUVVET Mİ DOĞUYOR?

KADIN BEYNİ Mİ ERKEK BEYNİ Mİ DAHA ÜSTÜN? BİLİMSEL

KADIN BEYNİ Mİ ERKEK BEYNİ Mİ DAHA ÜSTÜN?

BELLEK DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ? BİLİMSEL

BELLEK DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

ATOM SAATİ BİLİMSEL

ATOM SAATİ

Yorum Yap